Nükleer Tıp Bülteni
Sayı 2 (Ekim-Aralık 2025)
Başlarken
Prof. Dr. Elif Özdemir , Doç. Dr. Nazım Coşkun
Geride bıraktığımız üç ay, teranostik yaklaşımların klinik pratiğe daha güçlü biçimde entegre edildiği, hedefe yönelik radyoligand tedaviler, alfa–beta kombinasyon stratejileri ve moleküler görüntüleme rehberliğinde kişiselleştirilmiş tedavi planlarının öne çıktığı yoğun bir dönem oldu. Nükleer Tıp Bülteni’nin bu ikinci sayısında, prostat kanseri ve nöroendokrin tümörler başta olmak üzere farklı tümör gruplarında yayınlanan güncel faz 2 ve faz 3 çalışmaların sonuçlarını ve NucleUs üyemiz Öğr. Gör. Dr. Seçkin Bilgiç’in özetlediği ESMO 2025’te paylaşılan güncel verileri paylaşıyoruz. Ayrıca doz optimizasyonu, yeni ligand ve radyonüklid geliştirme çalışmaları ile ülkemizden çıkan çok merkezli araştırmaların bulgularına dair genel bir çerçeve sunuyoruz. Keyifli okumalar…
LUNAR Çalışması
Oligorekürren hormon duyarlı prostat kanserinde SBRT öncesi Lu-PSMA
XT-XTR008-3-01 Çalışması
Metastatik GEP-NET’lerde PRRT monoterapisi ve SSA karşılaştırması
AlphaBet Çalışması
mKDPK tedavisinde Lu-PSMA ve Ra-223 kombinasyonunun ara sonuçları
PSMA PET Rehberliğinde SRT
Biyokimyasal rekürren prostat kanserinde PSMA rehberliğinde RT planı
ESMO 2025'te sunulan önemli nükleer tıp çalışmaları
Öğr. Gör. Dr. Seçkin Bilgiç
ESMO 2025 Kongresi’nde, nükleer tıp alanını doğrudan ilgilendiren sunumlar ağırlıklı olarak prostat kanseri, nöroendokrin tümörler (NET) ve renal hücreli karsinom (RCC) başlıkları altında toplanmıştır. Yukarıda özetlenen faz 2 LUNAR ve faz 3 XT-XTR008-3-01 çalışmalarına ek olarak, radyoligand tedavilerin tedavi algoritmalarındaki yeri, alfa ve beta yayıcı ajanlarla geliştirilen yeni faz çalışmaları ve hedefe yönelik moleküler görüntüleme yaklaşımları ön plana çıkmıştır.
CCTG PR.21 çalışmasında, ARPI sonrası progresyon gösteren kemoterapi-naif metastatik kastrasyona dirençli prostat kanserinde (second-line) [¹⁷⁷Lu]Lu-PSMA-617 ile dosetaksel doğrudan karşılaştırılmıştır. Radyografik progresyonsuz sağkalım açısından iki tedavi arasında anlamlı fark saptanmamakla birlikte, PSA yanıt oranlarının daha yüksek olması ve grade ≥3 advers olayların daha düşük sıklıkta izlenmesi radyoligand tedavi lehine bulunmuştur. Buna karşılık genel sağkalımda bir avantaj izlenmemiştir.
Nöroendokrin tümörler alanında ESMO 2025’te sunulan veriler, peptid reseptör radyonüklid tedavisinin (PRRT) hem etkinliğini hem de tedavi yelpazesinin genişlediğini net biçimde ortaya koymuştur. COMPETE çalışması, iyi diferansiye gastroenteropankreatik nöroendokrin tümörlerde beta yayıcı PRRT’nin (¹⁷⁷Lu-edotreotide) everolimusa kıyasla progresyonsuz sağkalımı anlamlı biçimde uzattığını ve daha elverişli bir güvenlik profili sunduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, PRRT’nin yalnızca ileri basamakta değil, uygun hasta grubunda hedefe yönelik sistemik tedavilere güçlü bir alternatif olarak daha erken basamakta da değerlendirilmesi gerektiğini desteklemektedir.
Beta yayıcı PRRT sonrası progresyon gösteren hastalar için ise alfa yayıcı ajanlar yeni bir tedavi ufku sunmaktadır. ALPHAMEDIX-02 ve benzeri faz I–II çalışmalarda, [²¹²Pb]Pb-DOTAMTATE ile uygulanan hedefli alfa tedavilerinin, daha kısa menzil ve yüksek lineer enerji transferi sayesinde belirgin tümör yanıtları sağladığı ve daha önce PRRT almış hastalarda dahi etkinliğini koruduğu gösterilmiştir. Erken faz verilerinde %50’nin üzerinde tümör küçülme oranları ve uzun süreli hastalık kontrolü bildirilmiş, yeni bir güvenlik sinyali izlenmemiştir.
Renal hücreli karsinom (RCC) alanında ESMO 2025’te sunulan çalışmalar, özellikle Carbonic Anhydrase IX (CA IX) hedefli PET/CT görüntülemenin klinik değerini ortaya koymuştur. [⁶⁸Ga]Ga-DPI-4452 PET/CT, konvansiyonel BT’ye kıyasla daha yüksek lezyon saptama başarısı ve yüksek gözlemciler arası uyum sağlamıştır. Hastaların yaklaşık %40’ında görüntüleme bulgularının tedavi kararını doğrudan değiştirdiği bildirilmiştir. Yüksek tümör tutulum değerleri, bu yaklaşımın CA IX-temelli teranostik uygulamalar için potansiyel taşıdığını düşündürmektedir.
- PSMAddition (Faz III): ¹⁷⁷Lu-PSMA-617, ADT + ARPI’ye eklenerek mHSPC’de değerlendirildi. Radyoligand tedavinin hormon-duyarlı hastalıkta birinci basamağa taşınabileceğini gösterdi.
- CCTG PR.21 (Faz II): ¹⁷⁷Lu-PSMA-617 vs dosetaksel, ARPI sonrası kemoterapi-naif mCRPC. PRRT’nin kemoterapiye üstün olmadığını, ancak daha iyi tolere edildiğini ortaya koydu.
- PSMAfore (Faz III): ¹⁷⁷Lu-PSMA-617 vs ARPI değişimi, kemoterapi öncesi mCRPC. PRRT’nin kemoterapi öncesi basamakta etkili olduğunu kanıtladı.
- ²²⁵Ac-J591 (Faz I/II): PSMA hedefli alfa yayıcı radyoligand tedavi. Alfa yayıcı ajanların mCRPC’de yüksek biyolojik etkinlik potansiyelini ortaya koydu.
- COMPETE (Faz III): ¹⁷⁷Lu-edotreotide vs everolimus, G1–2 GEP-NET. PRRT’nin hedefe yönelik sistemik tedavilere üstünlüğünü kanıtladı.
- ALPHAMEDIX-02 (Faz II): ²¹²Pb-DOTAMTATE, PRRT sonrası progresyon gösteren NET’ler. Alfa PRRT’nin ikinci basamakta etkili ve güvenli olduğunu gösterdi.
- CA IX PET/CT – [⁶⁸Ga]Ga-DPI-4452 (Faz I/II): Clear cell RCC evreleme ve yeniden evreleme. RCC’de hedefe yönelik PET’in tedavi kararını %40 oranda değiştirebildiğini gösterdi.
Bu dönemde yayınlanan diğer çalışmalar
Ekim-Aralık 2025 tarihleri arasında radyoligand tedavilerde doz, radyonüklid ve ligand optimizasyonu ile klinik sonuçları iyileştirmeyi amaçlayan kayda değer çalışmalar yayınlandı.
Lu-177 PSMA’nın standart 7.4 GBq (200 mCi) dozun altında uygulandığı 5.5 GBq (150 mCi) protokolünü değerlendiren bir faz 2 çalışmada, daha düşük aktiviteyle klinik etkinliğin korunabileceği ve ciddi toksisitelerin azaltılabileceği gösterildi. Bu yaklaşım, özellikle yoğun tedavi almış hasta gruplarında bireyselleştirilmiş doz stratejilerinin rasyonel bir seçenek olabileceğine işaret ediyor.
Paul Scherrer Enstitüsü’nde geliştirilen ve albumine bağlanma afinitesi yüksek bir PSMA ligandı olan SibuDAB ile yürütülen bir klinik çalışmada, Lu-177 SibuDAB ile belirgin tükürük bezi toksisitesi olmaksızın anlamlı biyokimyasal ve görüntüleme yanıtları elde edilebileceği gösterildi. Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde yürütülen bir çalışma ise, Lu-PSMA ve Ac-PSMA’nın birlikte kullanıldığı tandem tedavi yaklaşımının, özellikle PSMA ekspresyonu yüksek hastalarda etkili bir seçenek olabileceğini ve hasta seçimi için PET parametrelerinin kritik rol oynayabileceğini ortaya koydu.
PSMA dışı hedeflere yönelik teranostik yaklaşımlar da bu dönemin öne çıkan başlıkları arasındaydı. GRPR ekspresyonu gösteren solid tümörlerde Lu-177 NeoB ile yürütülen ilk insan faz 1 çalışmasında kabul edilebilir organ dozimetrisi ve net bir maksimum tolere edilen doz tanımıyla bu hedefin klinik uygulanabilirliği gösterildi. Ayrıca, Zr-89-girentuximab PET görüntülemeyle metastatik üçlü negatif meme kanserinde özellikle beyin metastazlarının saptanmasında FDG PET’in ötesine geçen veriler paylaşıldı.
Nöroendokrin tümörlerde alternatif radyonüklid tedavi uygulama yolları da son yıllarda gündemde olan bir araştırma konusu. Tedaviye dirençli menenjiyomlarda intra-arteriyel Lu-DOTATATE uygulamasını değerlendiren bir çalışmada, intravenöz yaklaşıma kıyasla daha yüksek tümör dozu ve umut verici hastalık kontrol oranları bildirildi. Bu sonuçlar, girişimsel nükleer tıp uygulamalarının seçilmiş olgularda klinik faydayı artırabilecek bir yaklaşım olabileceği görüşünü destekliyor.
2025’in son çeyreğinde ülkemizden çıkan ve farklı merkezlerin ortak katkısıyla yürütülen iki çok merkezli çalışma da, ulusal düzeyde iş birliği ve bilimsel üretim açısından heyevan vericiydi. Prof. Dr. Nuriye Özlem Küçük öncülüğünde yürütülen PROTER-161 çalışması, Lu-177 PSMA sonrası Tb-161 PSMA etkinliğini araştıran ilk çok merkezli çalışma olarak uluslararası literatüre girdi ve gelecekteki ulusal çok merkezli tedavi çalışmaları için öncü bir adım oluşturdu. Prof. Dr. Levent Kabasakal öncülüğünde yürütülen bir çok merkezli çalışmada ise, PSMA PET temelli standartlaştırılmış bir değerlendirme yaklaşımıyla aktif izlem adaylarının daha doğru seçilebileceğini ortaya koydu. “İstanbul” adını taşıyan bu yeni sınıflama sistemi, ülkemizden çıkan ve uluslararası alanda karşılık bulan görüntüleme temelli modellerin geliştirilebileceğini de gösterdi.
Gelecekteki ulusal çok merkezli klinik çalışmaların artmasına katkı sağlaması ve yeni ortak araştırmalara ilham vermesi temennisiyle…